Ezan oldum dinmedim, bayrak oldum inmedim, şehit oldum ölmedim. Adım Müslüman soyadım Türk benim...
Neler yeni
ULVİ HOCAM NURKUL HOCAM 1825 GÜN 5 YIL OLDU LÜTFEN GELİN SİZİ ÇOK ÖZLEDİK.

Allah'ın en büyük kapısı

islam73

Uzman Onbaşı
#1
Kapı görünmüyor, çünkü uzak. Büyüklüğünden ötürü görünmeyen her şey gibi dışarıda bırakıyor seni, çırılçıplak. "Beni kovma!" bile diyemiyorsun, kimin kapısından savrulduğundan habersiz. Bir kere bile görmedin, hayalini kırbaçlama! Gözünün erişemediğine nasıl erişsin düşlerin! Rüyalar ki ancak gözün tattığını çoğaltır. Rüyalar ki hoşnut eder gözün hoşnut edemediğini. Sen bölünmüş bir rüyasın. Kendini ikiye böldün; sırf bir parçan affetsin diye diğer parçanı. Hoşnut etsin, sıyırsın gam denizinden. Yırtık yelkeninden sızan rüzgâr yanağını okşuyor. Ne kadar affedicisin! Ve her şeyden razı olacakken, hiçbir şeyden razı değilsin kendinden başka. "Kendinden hoşnut olmayan bir cahil ile arkadaşlığın, kendinden hoşnut olan bir âlimle arkadaşlığından daha hayırlıdır," demişler. Kim mi demiş, ne çıkar! Sen kendinle arkadaşlık ediyorsun, ayaklarını çırpmana bak. Kendinde yüzüyorsun, kulaç atmana bak şikâyet sularında. Çırpındıkça batıyorsun, çırpınmadan bat! Batık hazinelerle buluşursun belki o zaman.


Kapı görünmüyor, çünkü kaybettin "yakîn"i. Adım attıkça geriye doğru gidiyorsun. Avcıları şaşırtıyor izlerin. Kutup yıldızını matlaştırıyor. Sarartıyor yosunları. Hem iz bırakmak için parçaladığın ekmeği kuşlar kapıyor. Aç, kayıp ve yalpalayan bir kalple nereye kadar! Ah buğday tarlalarının içinde kıvranmak açlıktan! Ozanın sesini duymak: "Güzel âşık cevrimizi çekemezsin demedim mi/ Bu bir rıza lokmasıdır yiyemezsin demedim mi/ Demedim mi ah demedim mi..." Evet dedin. Ve ben çılgınlar gibi karıştırdım sayfalarını kamusun. Rıza kelimesini dilencilerden duymuştum. Rızadan mânâlarını dilendim. Gözlerimi kısarak dilendim, açarak ellerimi. Yolunu değiştirir diye uzandım ayaklarına. Gözünün önüne yığdım gözlerimi. Karıştırdım hafızamı yıkıldı mangal. Közler yerde, dumanlar arşta. Yoktu bu kelimenin karşısına çıkartacak kelimem. Sussam. Bazı dilenciler susarak ister. Eğsem başımı, ya kaybolursa o anda! Hayır kaybolmadı. Bütün varlıklar adına, avucuma değil, kulağıma bıraktı sadakasını. Ve sadağından o fosforlu oku çekip fırlattı göğe: "Allah versin!"


Kapı görünmüyor fakat bu cümle görünüp kayboluyor içimde. "Allah versin!" diye yanıp sönüyor neonlar. Tam kıracakken fanusumu, yeşil seccadesini seriyor geceye. Tam kıyama duracakken, kaldırıyor yeşil seccadesini. Işık sabit kalsın ne olur, bir yanıp bir sönmesin! Yetişemiyorum! Boyum kısa, kayalar kum, merdivenler kurtlu. "Allah versin!" fakat o kapı nerede? O cennet nerede, o ebedî ev? Âyeti okuyorum kalbim çarparak: "Allah onlardan, onlar da Allah'tan razıdırlar..." (Beyyine, 8) Onlar kim? Hangi ülkede yaşarlar? Rıza nerede? Adn cennetlerinde mi selamlanıyorlar: "Doğrulara merhaba, itaat edenlere merhaba!" Peki Adn cennetleri nerede? Bilgisayarına yaz ve tıkla: "Adn." Haritaları aç ve bul: "Adn." Sözlükleri karıştır ve altını çiz: Adn. "A" cildini çek raftan ansiklopedinin. Kim önce razı olacak? Allah mı kul mu? Rıza Allah'ın en büyük kapısı. Küsmeyenler birikiyor önünde. Ki onlar sevinçle karşılıyorlar her belayı. Tenzil-i rütbeye razı olduklarından terfi ediyorlar. "Bana azap versen de seni seviyorum, bana rahmet etsen de!" Sabahlara kadar devam ediyor bu dua. Bir çömlek parçasıyken insan, karşı çıkabilir mi seçtiğine O'nun!


Kapının görünmediğini kim söylemiş, sen görmüyorsun. Kapı peşinde, kaçan sensin. Her seferinde seni yere çarpan at, bir kelime bekliyor uçurmak için seni. Söyle artık o kelimeyi başlasın yolculuk. Büyük kapı açılıp kapanıyor. Büyük kapının önünde küskünler yok! Büyük kapı önünde Hz. Musa, "Rabbim bana öyle bir ibadet göster ki, onu yaptığım zaman razı olasın benden!" diyor. Cevap secdeye kapatıyor Kelîmullah'ı: "Ey İmran Oğlu! Benim rızam, senin kazama razı olmana bağlı!" "Allah versin!" Neonlar yanıp sönüyor gecede. Bir ipucu arıyorum. Küçük bir delil. Bir tutamak. Yükselme vakti, taş kesiliyor kumlar. Taşları taşların üstüne koyuyor Hz. İbrahim. Kelimeleri kelimelerin üstüne: "O'nun beni bilmesi bana yeter!" Bana yeter. Bana yeter. Bana yeter. O'nun beni bilmesi! Bana yeter. Bana yeter. Bana yeter. At yerinde huysuzlanıyor. Bana yeter. Bana yeter. Bana yeter. Büyük kapı açılıyor ardına kadar. Ve Şairler titriyor İmam Şâfiî'nin şiiriyle: "Allah'a isyan edip sever görünüyorsun/ Bunun imkansız olduğunu pekala biliyorsun/ Sevgide sadık olan terk etmez itaati/ Seven sevdiğine boyun eğmez mi!"


Eğer. Bir eğere ihtiyacım var. At huysuzlanıyor bağlandığı yerde.



A.Ali Ural