Ezan oldum dinmedim, bayrak oldum inmedim, şehit oldum ölmedim. Adım Müslüman soyadım Türk benim...
Neler yeni
ULVİ HOCAM NURKUL HOCAM 1825 GÜN 5 YIL OLDU LÜTFEN GELİN SİZİ ÇOK ÖZLEDİK.

İbn Hazm’ın İlimler Tasnifi

#1
Çalışmamızda, Endülüslü büyük ilim adamı İbn Hazm’ın
(öl.1064) ilimler tasnifini ele alacağız. Ancak bundan önce, konunun
daha sağlıklı değerlendirilebilmesi için İslam düşüncesinde ilimler
tasnifi ve İbn Hazm’ın ilim anlayışı hakkında bilgi vermek istiyoruz.
Bilindiği gibi İslam’ın ilk dönemlerinde ilimlerin neler olduğu ve
bunlara dair tasnifler üzerinde pek durulmamıştır. Özellikle felsefi
kültürün İslam dünyasına intikali ile birlikte ilimlerin tanımları,
metotları, amaçları ve tasnifleriyle ilgili çalışmalar da hız
kazanmıştır. İlimler tasnifi, genelde yöntem, amaç ve konu açısından
ilimler arası farklılıkları ve irtibatı göstermek ve de eğitim-öğretimde
verimliliği sağlamak amacıyla yapılmıştır1. Bunun yanı sıra ilimler
tasnifi, hem tasnif sahibinin, hem de o dönemin ilim anlayışını
yansıtması açısından önemlidir. Bu bakımdan İbn Hazm’ın ilimler
tasnifi, XI. yüzyılda Endülüs’deki ilmi hayatın da bir görünümü
niteliğindedir
İslam kültüründe ilimler, dini ilimler-dünyevi ilimler veya
Müslümanların ilimleri-öncekilerin ilimleri ya da akli ilimler-nakli
ilimler şeklinde tasniflere tâbi tutulmuştur2. İslam dünyasında
ilimler tasnifinin ne zaman başladığı tam olarak bilinmemekle
birlikte, bunun yaklaşık hicri ikinci asırda olduğu tahmin
edilmektedir. İlk ilimler tasnifçisinin de Câbir b. Hayyan (öl.810)
olduğu düşünülmektedir. Cabir’e göre ilimler dini ve dünyevi olmak
üzere iki kısımdır. Kimya ve birtakım sanatlar dünyevi ilimler içinde
ele alınırken, akli ilimler, dini ilimlere dahil edilmiştir3. Aynı şekilde
Hârizmî (öl.997) ilimleri; a-Dini ve Arabî ilimler ve b-diğer
milletlerden alınan ilimler (ulumu’l-Acem) şeklinde bir tasnife tâbi
tutmuştur. Birincisine fıkıh, kelam, nahiv, kitabet, şiir ve tarih dahil
edilirken, ikincisi felsefe, mantık, tıp, matematik, astronomi, musiki
mekanik ve kimya gibi ilimleri kapsamaktadır.4. Daha sonra felsefi
ilimlerle iştigal etmemiş bazı Müslüman düşünürlerin, sistematik
olmasa da ilimler tasnifi yapığını görmekteyiz. Bunlar içerisinde
mesela Zemahşerî’ye (öl. 1144) göre ilimler dörttür: Bunlar, din için
fıkıh, beden için tıp, zaman için astronomi ve dil için nahivdir. Yine
ona göre sonuçları ve değerleri dikkate alındığında, ilimleri yücelten
ve fayda veren şeklinde ikiye ayırmak mümkündür ki, birincisine
fıkıh, ikincisine de tıp örnek olarak verilmektedir5.
Burada zikredilmesi gereken önemli bir husus da şudur ki,
İslam düşüncesinin klasik dönemi söz konusu olduğunda, mantık,
fizik, matematik, eğitim, ****fizik, ahlak, siyaset, ev ekonomisi gibi
ilimlerin, felsefi ilimler çatısı altında ele alındığı düşünülürse, İslam
kültüründe ilmi geleneğin inşası ve ilmî kanıtlama yöntemlerinde
olduğu gibi, ilimler tasnifinde de İslam filozofları ayrıcalıklı bir
konumda bulunmaktadır6. Kindî, Fârâbî, İbn Sinâ, İhvân-ı Safâ gibi
düşünürler, ilimler tasnifi ile ilgili ya müstakil eserler yazmışlar ya
da eserlerinde bu konuya ciddi bir şekilde eğilmişlerdir. Her ne kadar
onlar, Aristoteles’in tasnifini esas almışlarsa da, değişen ilmi duruma
göre tasniflerini geliştirmişlerdir. Özellikle Fârâbî, sadece ilimlerin
tasnifine ayırdığı “İhsâu’l-Ulûm” adlı eseriyle, kendisinden sonra
gelen düşünürlere bu konuda kaynaklık etmiş ve eseri bir çok kez
Latince ve İbraniceye çevrilmiştir. Fârâbî, ilimleri, konuları,
kaynakları, elde edilişleri ve amaçları açısından bir sınıflamaya tâbi
tutmuştur. İbn Sina ise, sadece aklî-felsefî ilimlerin tasnifine dair
risalesinde kendi döneminde geçerliliği söz konusu olan elli üç aklî
ilimden bahsetmektedir7. Burada şunu da belirtmek gerekir ki,
ilimleri, dini ve felsefi ilimler şeklinde tasnif eden ilk düşünür
Âmirî’dir (öl.992). Ona göre felsefî ilimler, fizik, matematik
ve mantıktan ibaretken, dinî ilimler hadis, kelam, fıkıh ve lugat gibi
ilimleri içermektedir8.
Şimdi burada yapılması gereken bir diğer şey, kısaca İbn
Hazm’ın ilmi tavrının tespit edilmesidir. Biz onun bu tavrını, daha
çok Merâtibu’l-Ulûm adlı eseri çerçevesinde vermeye çalıştık ve
konuyla ilgileri bakımından et-Takrîb li Haddi’l-Mantık ve el-İhkam fî
Usûli’l-Ahkam adlı eserlerini de göz önünde bulundurduk.
İbn Hazm’a göre, ilim insanın bu dünyadaki entellektüel
çabalarından ibarettir. Buradaki entelektüellik ‘aklîlik’ olarak
anlaşılmalıdır. Gerek dinin gerekse eşyanın hakikatinin anlaşılması
için akla zorunlu olarak ihtiyaç vardır. Çünkü “akıl, eşyanın
niteliklerini birbirinden ayırt eden, akıl yürüten kimsenin varlıkların
özelliklerini idrak etmesini ve muhal olanları da diğerlerinden
ayırmasını sağlayan bir güçtür”9. Bu nedenle akıl, fizik ve ****fizik
gerçeklikleri idrak edebilir. Böylece sadece duyu verileri ve akli ilkeler
değil, aynı zamanda Tanrının varlığı ve birliği, nübüvvetin mahiyeti,
alemin yaratılmışlığı gibi pek çok konu aklın bilme ve onaylama
alanına girmektedir ki, zaten düşünüre göre vahiy ile bildirilen bu
konularda aklın açıklamasına ve tasdikine ihtiyaç vardır. Bu yüzden
o da, tevhid ve nübüvvetin mahiyetinin ve doğruluğunun ancak akli
delillerle kanıtlanabileceğini ifade etmektedir. Buna rağmen akıl,
domuz etinin haram, öğle namazının dört rekat olması vs. gibi dinin
emir ve yasaklarının gereklerini idrak edemez10. Yani akıl, dini alanla
ilgili yeni bir emir ve yasak ortaya koyma gücünden yoksundur.
Böyle bir şey, fıkıhçıların kıyasla yaptıklarına karşılık gelmektedir ki,
bu, Kur’an’a uymayan bir tavırdır11.
Emir ve yasakların tamamında akla aykırı bir durumun asla
söz konusu olmadığını ifade eden İbn Hazm, aklın, dinin Kur’an,
Sünnet ve İcmâ’dan ibaret olan üç esasını tamamladığını ve bu üç
esasta akıl ile çelişebilecek hiçbir şeyin bulunmadığını
belirtmektedir. Tam tersine, bu üç esasta yer alan her bir şey
makuldür ve akli olanların tamamı bunlara uygundur. Ona gö
Allah’ın bize haber verdiği her bilgi gerçektir ve O, bize haber
vermeden akıl için mümkün olan bu bilgiler, O’nun bildirmesinden
sonra kesinlik kazanmıştır12.