Ezan oldum dinmedim, bayrak oldum inmedim, şehit oldum ölmedim. Adım Müslüman soyadım Türk benim...
  • ULVİ HOCAM NURKUL HOCAM 1900 GÜN 5 YIL OLDU LÜTFEN GELİN SİZİ ÇOK ÖZLEDİK.

Hz. Ali: İlim Bir Nokta İdi Cahiller Onu Çoğalttı

Onun Kur’ân'la temasında vahyin içinde şekil almak var, ayetlere uzaktan bakıp nesnel olarak bir bilim adamı edasıyla çıkarımlarda bulunması söz konusu bile değil. Kur’ân’ın bir bulut gibi inişine onu içine alışına bütün hücrelerine kadar onu yıkayıp arındırmasına uğradı. Ayetler hücrelerine kadar nüfuz etti.
Doğduğunda ona adını veren Peygamber'in evinde büyüdü. Kur’ân ın nazil olduğu hanede yetişti. Bu yüzden ayetlerle ilişkisi neredeyse doğuştan başladı. Halifeliği etrafında dönen meselelerin İslam tarihi boyunca çok yer tutması yüzünden asıl üzerinde durulması gereken şey, vahiyle ne denli yoğuruluşu gözden kaçıyor.
Her şeyden önce şunu görmek gerekir ki Şii ya da Sünni bütün alimler hiçbir sahabenin onun kadar Kur’ân’a şahitlik edemeyeceğini tasdik ve teslim etmişlerdir. O doğdu ve hiçbir puta tapmadan on yaşlarında Müslüman oldu. Geçmişinde herhangi bir cahiliye izi yok. Onun Kur’ân'la temasında vahyin içinde şekil almak var, ayetlere uzaktan bakıp nesnel olarak bir bilim adamı edasıyla çıkarımlarda bulunması söz konusu bile değil. Kur’ân’ın bir bulut gibi inişine onu içine alışına bütün hücrelerine kadar onu yıkayıp arındırmasına uğradı. Ayetler hücrelerine kadar nüfuz etti. Tirmizi’nin Sünen’inde ve daha birçok kaynakta geçtiği gibi “Ben hikmet eviyim Ali de onun kapısı” dedi Allah Rasûlü.
Kızı Fatıma’nın rızasını sorarken: “Seni ümmetimden ilk Müslüman olanı, onların en bilgilisi ve yumuşak huylusu ile evlendirmemi istemez misin?” diye sormuştu. Ümmü Ebiha denilecek kadar babasına düşkün bir kızdan, vahiy ve tebliğ sürecinin, hicretin ve daha nice zor günlerin tanığı, yaraların sarıcısı hüzünlü Fatıma’dan daha kıymetli ne olabilir? Onu isteyenler vardı elbet ama o Allah’tan bir işaret beklemiş ve işaret Ali için gelmişti.
Hayber savaşı sırasında sancağı bir gün sonra Allah’ı ve Rasûlünü seven birine vereceğini ve zaferin onun eliyle kazanılacağını söylemiş, ertesi gün de sancağı büyük zafere imza atacak olan Ali bin Ebu Talib’e vermişti.
Halifeliği etrafında dönen meselelerin İslam tarihi boyunca çok yer tutması yüzünden asıl üzerinde durulması gereken şey, vahiyle ne denli yoğuruluşu gözden kaçıyor.
On yaşında Müslüman olarak inanan ilk erkek olan, Peygamber'in omuzuna çıkıp putları kıran, vahiy evinde büyüyen, Peygamberimiz'in bir daha yanından hiç

ayrılmayan, gözünün nuru Fatıma ile evlenen, torunlarının babası, sancağın taşıyıcısı, ilmin kapısı amcaoğlundan söz ediyoruz.
Yüksek zekası ve idrak gücüyle elbette ilimden çok şey öğrendi. Sahih bir rivayette Peygamberimiz onun için “Ali’yi ancak müminlerin sevebileceğini sadece münafıkların ona kin besleyeceğini” bildirmişti. Vahyin inişine tanıklık etti, esbab-ı nüzula vakıf oldu. Hicret günlerinde O’nun yerine ölüm yatağına yattı. Kur’ân ve Sünnete tam olarak teslimdi ruhu ve bedeni.
Peygamberliğini kavmine açıklama zamanı gelince onüç yaşındaki Ali ile dertleşti bu ağır sorumluluk hakkında.
İlk gençlik çağlarında Rasûllerin ancak tebliğ görevi olduğunu, onların sevdiklerini bile hidayete erdiremeyeceklerini, aslolanın herkes reddetse bile Allah’ın rızası safında sebatla devam etmek olduğunu, bir şeyi herkes kabul etse bile O’nun rızası olmayan yerde durmamak, yerini doğru seçmek gerektiğini kavramıştı.
Kur’ân’a Bakışı, Vahiyle Parlayan Gözleri
Daha peygamberimiz hayattayken Kur’ân'a dayanarak fetva vermiş ve Rasûl tarafından bu konudaki gücünü ve ehliyetini göstermek ve desteklemek üzere onaylanmıştır. Sahabenin pek çoğu bir mesele gündeme gelince Hz. Ali’nin görüşünü arardı. Hz. Ebubekir ve Hz. Ömer de halifelikleri boyunca onunla istişare etmişlerdir. Bu dönemlerde resmi bir görev üstlenmemiş olsa da gönüllü danışmanlık yapmış ve Kur’ân'dan çıkarımda bulunmada ne kadar önemli bir dayanak ve kaynak olduğunu göstermiştir. Peygamberimiz'in vefat etmiş bulunduğu son derece kritik yıllarda İslami bir devletin kuruluş aşamasında, Kur’ân ahkamının hayata geçirilmesinde İslam toplumunun temellerinin atılıp kuvvetlendirildiği bir zamanda büyük katkı vermişti.
Ashabın en bilgili kişilerinden biri olduğu halde ondan bize yeterince bilginin ulaştırılmaması düşündürücü. Hayatının savaşlarla geçmiş olması, hilafetinde isyan ve fitneleri bertaraf etmek için uğraşması ilmini aktarmaya fırsat bulamamasının sebebi olarak zikredilir.
Ali bin ebi Talip diyor ki: “Allah Rasûlü'nün gece ve gündüz yanına giderdim. Ondan bir şey istediğimde bana karşılık verirdi. Ona nazil olan hiçbir ayet yoktur ki ben onu okumamış olayım, ya da tefsirini ve tevilini öğrenmemiş olayım. Helal-haram, emir-yasak, taat-masiyet ne varsa Cenab-ı Hakk'ın bana öğrettiği hiçbir şeyi unutmadım

Nitekim Allah Rasûlü elini göğsümün üzerine koyup: ‘Allahım onun kalbini ilim, anlayış, hikmet ve nurla doldur!’ diye dua ettikten sonra yüce Allah bana senin hakkındaki duama icabet ettiğini haber verdi dedi”.
Abdullah bin Mes’ud der ki : Kur'ân yedi harf üzere indirilmiştir. Bu harflerden her birinin zahir ve batın manası vardır. Ali hem zahir hem de batın ilmine sahiptir.
Peygamberimiz de bir vesileyle “Ey ashabım! Sizden biri Kur’ân'ın tevili üzerine savaşa koyulacaktır. Nitekim ben de Kur’ân inerken (nüzulü sırasında) birileriyle savaşmıştım” demişti. Ayetlerin doğru tevili için mücadele edecek olan Ali idi. Sonra da bu uğurda canını veren oğul Hüseyin.
Hz. Ali Kur’ân konusunda derin bilgisinden yararlanmak isteyenleri soru sormaya teşvik eder, ayetlerin ne zaman ve nerede nazil olduğunu çok iyi bilirdi. Hz. Peygamber zamanında O daha hayattayken Kur’ân-ı Kerîm’in tamamını ezberlemiş ve bu konu etrafındaki bütün meselelere son derece vakıf hassas titiz nadide kişilerden biri idi. Halifeliği zamanında da hadislerin dikkatle rivayetini temin için Hz. Peygamber'e aidiyetini kesin olarak bilmediği hadisleri nakledenlere onları Rasûl-i Ekrem’den duyduklarına dair yemin ettirirdi. Çok da güzel Kur’ân okurdu.
Peygamber onu Halid bin Velid’den sonra Yemen Kadılığına atadığında ilmi durumunun böyle bir görevi yerine getirmeye elverişli olmadığını söylemişti. Peygamber elini onun göğsüne ko***** teskin etmiş, Allah-u Teala’nın ona doğruyu ilham edeceğini ve hakkı söyleteceğini belirterek tereddütlerini gidermişti. Orada nasıl hükmetmesi gerektiğini öğretmişti. Ashabın en bilgili kişilerinden biri olduğu halde ondan bize yeterince bilginin ulaştırılmaması düşündürücü. Hayatının savaşlarla geçmiş olması, hilafetinde isyan ve fitneleri bertaraf etmek için uğraşması ilmini aktarmaya fırsat bulamamasının sebebi olarak zikredilir.
Hz. Ali’nin Kur’ân a bakışı sade, yalın duru ve berraktı. Büyük bir hakikat, herkesin anlayıp gereğini yerine getirebileceği kadar anlaşılırdı aslında onun dilinde. Doğrudan kalbe nüfuz eden zihinlerin karmaşasını çözen, nefisler aksine meylettirmedikçe her aklın ve kalbin kabul edip onaylayacağı hayat felsefesi.
Fakat her şeye rağmen hutbeleri Kur’ân'a bakışını da, O’ndan yaşamın özüne dair çıkarımlarda bulunma usulünü de gözler önüne seriyor. Örnek hilafete getirildiği gün yaptığı konuşma. Taberi’nin aktardığına göre Hz. Ali kendisine biat edilip hilafete geldiği bir Cuma günü yüce Allah’a hamd ü sena ettikten sonra Kur’ân'a bakışındaki

Nitekim Allah Rasûlü elini göğsümün üzerine koyup: ‘Allahım onun kalbini ilim, anlayış, hikmet ve nurla doldur!’ diye dua ettikten sonra yüce Allah bana senin hakkındaki duama icabet ettiğini haber verdi dedi”.
Abdullah bin Mes’ud der ki : Kur'ân yedi harf üzere indirilmiştir. Bu harflerden her birinin zahir ve batın manası vardır. Ali hem zahir hem de batın ilmine sahiptir.
Peygamberimiz de bir vesileyle “Ey ashabım! Sizden biri Kur’ân'ın tevili üzerine savaşa koyulacaktır. Nitekim ben de Kur’ân inerken (nüzulü sırasında) birileriyle savaşmıştım” demişti. Ayetlerin doğru tevili için mücadele edecek olan Ali idi. Sonra da bu uğurda canını veren oğul Hüseyin.
Hz. Ali Kur’ân konusunda derin bilgisinden yararlanmak isteyenleri soru sormaya teşvik eder, ayetlerin ne zaman ve nerede nazil olduğunu çok iyi bilirdi. Hz. Peygamber zamanında O daha hayattayken Kur’ân-ı Kerîm’in tamamını ezberlemiş ve bu konu etrafındaki bütün meselelere son derece vakıf hassas titiz nadide kişilerden biri idi. Halifeliği zamanında da hadislerin dikkatle rivayetini temin için Hz. Peygamber'e aidiyetini kesin olarak bilmediği hadisleri nakledenlere onları Rasûl-i Ekrem’den duyduklarına dair yemin ettirirdi. Çok da güzel Kur’ân okurdu.
Peygamber onu Halid bin Velid’den sonra Yemen Kadılığına atadığında ilmi durumunun böyle bir görevi yerine getirmeye elverişli olmadığını söylemişti. Peygamber elini onun göğsüne ko***** teskin etmiş, Allah-u Teala’nın ona doğruyu ilham edeceğini ve hakkı söyleteceğini belirterek tereddütlerini gidermişti. Orada nasıl hükmetmesi gerektiğini öğretmişti. Ashabın en bilgili kişilerinden biri olduğu halde ondan bize yeterince bilginin ulaştırılmaması düşündürücü. Hayatının savaşlarla geçmiş olması, hilafetinde isyan ve fitneleri bertaraf etmek için uğraşması ilmini aktarmaya fırsat bulamamasının sebebi olarak zikredilir.
Hz. Ali’nin Kur’ân a bakışı sade, yalın duru ve berraktı. Büyük bir hakikat, herkesin anlayıp gereğini yerine getirebileceği kadar anlaşılırdı aslında onun dilinde. Doğrudan kalbe nüfuz eden zihinlerin karmaşasını çözen, nefisler aksine meylettirmedikçe her aklın ve kalbin kabul edip onaylayacağı hayat felsefesi.
Fakat her şeye rağmen hutbeleri Kur’ân'a bakışını da, O’ndan yaşamın özüne dair çıkarımlarda bulunma usulünü de gözler önüne seriyor. Örnek hilafete getirildiği gün yaptığı konuşma. Taberi’nin aktardığına göre Hz. Ali kendisine biat edilip hilafete geldiği bir Cuma günü yüce Allah’a hamd ü sena ettikten sonra Kur’ân'a bakışındaki

Hz. Ali Kur’ân metni üzerinde zihinsel çaba sarfetmekten öte ilahi mesajı içinde duymak, sindirmek, içselleştirmek, hayatı Müslümanca yaşamak suretiyle onu canlı bir metin haline getirmekle meşgul oldu. Bu yüzden İbn-i Hanbel’in el-Müsned’indeki ve Nehcü'l Belâgâ’daki “Allah’ın kitabına ittiba etmek, ehli Kur’ân olmak” gibi tabirler bu ruha işaret ediyor. Nesnel bir araştırma ve başkalarının faydalanması için yorumlar yapma kitabı değil vahiy. İşte Ali’nin “İlim bir nokta idi cahiller onu çoğalttı” sözünü böyle anlamalı. Bir noktadan ibaret hakikat yazılıp konuşulup aktarılarak kuşkuyla etrafa dağıldı. Yaşanmadıkça hayatiyetini kaybetti. Bu da ilmin gereğini yaşanmaz kılarak cehaleti yeniden üretti.
Nehcül Belaga’da yer alan Haris el Hemedanî’ye yolladığı mektupta da “Kur’ân ’ın ipine sımsıkı sarıl, onu kendine nasihatçı kıl, onun helal kıldığını helal, haram kıldığını haram bil” şeklindeki ifadeler, Kur’ân’dan ne anladığını çok açık olarak ortaya koymakta.
Kur’ân da sünnet de Hz. Ali için bilgi nesnesi değil emir ve yasaklarına harfiyen uyulması gereken yaşayan ve yaşatılması elzem olan kılavuzlardır. O’nun vahiyle ilişkisi ayetlerin potasında erime, teslim olma ve dünyevi iğvalardan tamamen berî olma biçiminde. Hikmetin adaletin hürriyetin ve faziletin kapısıdır bu yüzden.
 
Üst Alt