Ezan oldum dinmedim, bayrak oldum inmedim, şehit oldum ölmedim. Adım Müslüman soyadım Türk benim...
  • ULVİ HOCAM NURKUL HOCAM 2200 GÜN 6 YIL OLDU LÜTFEN GELİN SİZİ ÇOK ÖZLEDİK.. İlimyuvası Yönetim İletişim ilimyuvasi.com@gmail.com

MEVLANA CELALALEDDİN RUMİ Düşüncesinde Bazı Tasavvufi Kavramlar 1.(NEFİS)

NEFİS


Lugatta nefs, can, ruh, kan, cesed, nazar değdiren söz, herhangi bir şeyin özü, cevheri, azamet, izzet, hamiyet, gayb gibi manalara gelir.[1]
Tasavvufî olarak kendisinde iradî hareket, his ve hayat kuvveti bulunan latif buharlı bir cevherdir. Kötülüğü emreden manasına anlaşıldığı gibi, Allah tarafından insana üflenen ve ruh-ı rahmanî, ilahî ben manasına da kullanılmıştır.[2]
Kuran-ı Kerim’de nefs kavramı sekiz farklı manada kullanılmıştır. Bu manalar ise şunlardır: Zatullah manasında,[3] insan ruhu anlamında,[4] kalp ve sadır manasında,[5] insan bedeni manasında,[6] bedenle beraber ruh manasında,[7] insanlara kötülüğü emreden kuvvet manasında,[8] zat manasında[9] ve cins manasında[10] kullanılmıştır.
Bu ayetlere dayanarak nefsi, insanın bütünlüğü ve bütünlüğünden neşet eden bir aktivitesi olarak tanımlayabiliriz.
Nefs hakkındaki bu kısa kavram çalışmasından sonra Hz. Mevlana’nın nefs kavramını nasıl anladığını açıklamaya çalışalım.
Mutasavvife arasında meşhur olup nefsi bilme konusunda delil olarak gösterilen fakat hadisçilerin genellikle Ebu Zekeriyya Yahya b. Muaz er-Razi’nin veya Ebu Said Ahmet b. İsa el-Harraz’ın sözü olduğunu söyledikleri, Muhyiddin Arabi’nin ise “Bu hadis her ne kadar rivayet yoluyla gelmemişse de bize göre keşif tarikiyle sahihtir” dediği, [11]“Kim nefsini bilirse Rabbini de bilir.” [12] hadisini Hz. Mevlana da kullanmıştır.
Hz. Mevlana kişinin Rabbini gerçek manada tanıyabilmesini kendi nefsini tanıyabilmesine bağlamıştır. İnsanın varlığı ve sahip olduğu bütün varlıkları Allah’ın bir lütfudur.
“Çarığın menidir, kanın post. Hocam bundan ötesi, hep onun ihsanı.” [13] bu beytiyle Mevlana, insanın benliğe düşmemesini ve kendisinde var olarak vehmettiği varlığının bile Allah’ın bir lütfu olduğunu ve ihsanı olduğunu anlaması gerektiğini ifade eder. İnsan kendi acizliğini bilince Allah’ın kendisi üzerindeki lütfunu daha iyi anlar.
Nefis tabiatı itibariyle düşman kabul edilmiş ve tasavvufî düşüncede bütün kötülüklerin kaynağı olarak tanımlanmıştır. Bundan dolayı da aşağılanması ve değer verilmemesi istenmiştir. Hz. Mevlana da bu görüştedir.
Hz. Mevlana nefsin aşağılanması gerektiğini şu hadisle delillendirir.
“Yol güneşi olan Peygamber bile: “Nefsini aşağılayan kişiye ne mutlu” dedi. [14]
“Ey yoksul, bunun için diyorum işte. Köpeğin boynundan tasmayı çözme.
Bu köpek terbiye edilirse bile yine köpektir. Ne mutlu nefsini aşağılayana hükmüne uy o kötü damarlıdır.” [15]
Hz. Mevlana nefsi bir köpeğe benzeterek terbiye edilse bile tabiatı yönüyle daima kontrol edilmesi ve değer verilmemesi gereken bir özelliğe sahip olduğu düşüncesindedir.
Hz. Mevlana nefsin düşman olduğunu ve bu düşmanla daimi olarak mücadele edilmesi gerektiği fikrindedir. Bu düşüncesini ise aşağıdaki hadis-i şerife dayandırır.
“Hadiste ki şu güzel öğüdü duy. “Düşmanlarınızın en kuvvetlisi içinizdedir.” [16]
“Bu düşmanın palavrasını dinleme, kaç ondan çünkü o da inatta İblis’e benzer.
Nefis senin iç alemindeki yolu kesmeseydi bu yol kesiciler, sana el atabilirler miydi?
Seni kötü şeylere sevk eden şehvetten, o gizli memur yüzünden gönül, hırsa, tamaha, afete esir olmuştur.” [17]
Aslında insanın mücadele etmesi gereken şey insanın gayr-i meşru istekleridir. Nefsi, insan içinde insana rağmen irade ve kuvvet sahibi bir varlık olarak tanımlamak doğru olmasa gerektir. İnsan yaratılış itibarıyla bazı istekler ve arzulara sahiptir. Bu istek ve arzuların karşılanması da belli bir ölçü ve sınıra kadar meşru -hatta evlilik örneğinde olduğu gibi teşvik edilmiş – dur. Burada mücadele konusu olan bu isteklerin kendisi değil insanın bu isteklerini gayr-i meşru yollarla tatmine çalışmasıdır. Nefisle mücadelenin anlamı da budur.
Hz. Mevlana nefsin kötü huylarının ve çirkinliğinin bütün yönleriyle görülüp, bilinirse sahibinin bundan korkacağını ve düşmanın gücünden çekineceğini, onunla mücadeleye cesaret edemeyeceğini anlatmak için de şu hadisi nakletmiştir:
“Mustafa (s.): “Canınızdaki düşmanı size olduğu gibi anlatsam yiğitlerin bile ödü patlar. Ne yol yürümeye takatleri kalır, ne de bir işin tasasına düşerler. Ne kimsenin gönlünde niyet etmeye kudret kalır, ne de teninde oruç tutmaya, namaz kılmaya kuvvet.” buyurdu” [18]
Bu hadisi Hz. Mevlana nefsin aslî tabiatının çirkinliğini izah etmek için nakletmiştir. İnsan nefsi terbiye edilmemişse hiçbir ölçü ve sınır tanımaz ve sadece isteklerinin karşılanmasını ister. Bunun ise ne tür çirkinliklere sebep olabileceğini insanlık, içinde bulunduğumuz şu asırda daha net bir şekilde görebilmektedir. İnsan nefsi, istekleri karşılanınca kanaat eden bir yapıdan ziyade, her defasında daha farklı zevkler ve daha fazla isteklerle insanı karşı karşıya bırakan bir yaratılışa sahiptir. İnsanın nefsinin bu gücünü tam manasıyla kavranması halinde bundan korku duyacağı bu şekilde izah edilmiştir.
Hz. Mevlana nefse hakim olmanın ve onu terbiye etmenin gerekli olduğunu ifade etmek için şu hadisten faydalanmıştır:
“Ey boşboğaz eşeğe çıplak bin. Peygamber çıplak binmedi mi? Peygamber, çıplak eşeğe bindi, yaya yürüdü de” demiştir.”[19]
Hz. Mevlana bu hadisi tasavvufî bir yorumla yorumlayarak kişinin nefsine hiç taviz vermeden hakimiyeti altına alması gerektiği sonucuna varmıştır. Hadis-i şerifte geçen “Hz. Peygamber çıplak eşeğe bindi” ifadesindeki “eşeği” nefse benzeterek Peygamberimiz nasıl çıplak eşeğe bindi ise sen de nefsine bin ve onu çıplak eşek gibi kendi işinde kullan, ona her an hakim ol, sen onun isteklerine değil o senin isteklerine bağlı olsun demek istemiştir. Bu hususu Mesnevî’nin bir başka yerinde daha açık bir şekilde ifade eder:
“Eşek nefsin kaçıyor, onu bir kazığa bağla, ne zamana kadar işten yükten kaçacak.” [20]
Hz. Mevlana aklını nefsine hakim kılanın meleklerden daha yüce, şehvetini aklına üstün kılanınsa hayvanlardan daha aşağı olduğunu şu hadisle ispat eder.
“Mustafa (s.)’ın: “Allah Teâlâ, melekleri yarattı, onlara akıl verdi. Hayvanları yarattı, onlara şehvet verdi. İnsanoğullarını yarattı, onlara da hem akıl verdi, hem şehvet. Kimin aklı şehvetinden üstün olursa, meleklerden daha yücedir. Kimin şehveti aklından üstünse hayvanlardan aşağıdır.”
Meleklerin kendilerini engelleyecek nefisleri, hayvanların da kendilerini yükseltecek akılları yoktur. Böyle olunca her ikisine de sahip olan insan, kendini engelleyecek nefsine rağmen yükselebiliyorsa meleklerden daha üstün, yükselebilecekleri akılları olmasına rağmen olumsuz düşünce ve davranışlar içinde olurlarsa hayvanlardan daha aşağı bir noktaya gerileyebilmektedir. Bunun anlamı ise insanın istek ve arzularını sınırlayabilme kabiliyetine sahip olarak yaratıldığı ve eğer bunu başarabilirse istek ve arzusu olmayan meleklerden daha üstün, başaramazsa bu kabiliyetten yoksun olan hayvanlardan daha aşağı olabileceğidir.
Kişinin kendi nefsini tanımasının gerekliliği konusunda Hz. Mevlana şu hadisi de delil olarak kullanmıştır.
“Peygamber (s.) buyurdu ki: Ey cüretli talip! Sakın hiçbir matlup ile mücadele etme.” [21]
“Sende Nemrutluk var, ateşe atılma, atılacaksan önce İbrahim (s.) ol.
Madem ki sen ne yüzgeçsin(dalgıç) ne de denizci, aklına uyup kendini denize atma.” [22]
Hz. Mevlana nefisle istişarenin nasıl olacağını ise şu hadisi tasavvufî bir yorumla yorumlayarak anlatmıştır.
“Ümmet “kiminle istişare edelim” dediler de Peygamber, “mukteda olan akılla” diye cevap verdi.”
Hatta soran adam “İyi ama ya hiçbir tedbiri, isabetli aklı olmayan bir çocuk yahut kadın gelirse… Onunla da meşverette bulunayım mı ?” deyince;
Peygamber onunla da meşverette bulun, fakat ne derse onun zıddını yap. Ona aykırı yola git.” dedi. [23]
“Nefsini kadın bil, hatta kadından da beter. Çünkü kadın şerrin cüz’üdür. Nefsinse küllü.
Nefsinle meşveret edersen o aşağılığın dediğine uyma aksini yap.
Hatta sana namaz kıl, oruç tut diye emretse bile, nefis hilecidir. O emriyle bile sana bir hile kuracaktır.
Yapacağın işte nefsinle meşveret etmek ve ne derse aksini yapmak kemaldir.” [24]
Burada insanın kötülükleri emreden nefsiyle müşavere etmesinin tamamen insanın aleyhine sonuçlanacak bir şey olduğunu anlatma ve nefsin tabiatını izah etme sadedinde nefsi, bir çocuğa ve bilgisiz bir kadına benzetmiştir. Bir çocuk yada bilgisiz bir kadınla yapılan istişarenin sonucunda çıkan fikrin tam aksini yapmanın gerekliliğini ifade eder. Burada kadınlar hakkında oluşabilecek bir yanlış anlamayı da tashih etmek isteriz. Şöyle ki: görüşü sorulup tam aksinin yapılması istenen kadın normal bir kadın değil hadis dikkatlice okunursa hiçbir tedbiri ve isabetli bir aklı olmayan bir kadındır. Yoksa sırf cinsiyetinden ötürü bir kadının fikrine bu düşünce ile yaklaşılması İslam’ın temel prensipleriyle çelişebilecek bir husustur. Sadece Hz. Peygamberimiz’in hanımlarına bir çok konuda danıştığını ve bir çok konuda da onların tavsiyeleri doğrultusunda hareket ettiğini ifade etmek isterim. Hudeybiye anlaşmasında, bu anlaşmanın koşullarını ağır bulan sahabenin “kurbanlarınızı kesin” emr-i nebevîsine rağmen kurbanlarını kesmeyip ağır davranmaları sonucu Hz. Peygamberimizin mübarek eşlerinden Hz. Safiyye’nin “Ya Rasulallah! siz kurbanınızı kesiniz, onlar da keseceklerdir” tavsiyesine uymuş ve bu şekilde hareket etmiştir.
Hz. Mevlana nefsin mahiyetini şu beyitlerle açıklamıştır:
“Acıkınca kızgın, geçimsiz, aslı kötü bir köpek oluyorsun.
Karnın doyunca murdarlaşıyor, ayak üstünde duran ve hiçbir şeyden haberi olmayan bir duvar kesiliyorsun.
Şu halde sen bir zaman pis, murdar bir hale geliyor, bir zaman köpekleşiyorsun.
Sana yarayan köpek, ancak avlanmakta kullanacağın köpektir. Bunu böyle bil de köpeğe daha az miktarda kemik at.
Çünkü köpeğin karnı doyarsa daha ziyade serkeşleşir. Bu serkeşlikte ava istediğin gibi gider mi?” [25]
Nefis, insanın insan olması için tamamlayıcı bir unsurdur. Nefis insanın muhtaç olduğu bir unsurdur. Nefis olmasaydı, insanın, insanlığını gerçekleştirmesi mümkün olamazdı. İnsan ancak nefsi ile birlikte bir insandır. Nefsi olmasaydı insan melekten farksız olurdu. Nefis, insanın her işinde üzerine bineceği bir bineği gibidir. Onun için nefsin de hakları vardır ve bu hakları meşru olan yollarla tatmin edilmelidir. İşte bu noktada Hz. Mevlana nefsin beslenmesinin çok önemli olduğunu eğer bu işte aşırıya kaçılırsa -helal olan yollardan olsa bile- nefsin tabiatı icabı bunu fırsat bilerek kötülüklere sapabileceğini ifade etmek ister. Yine nefsin tabiatını anlatırken onunla anlaşma ve uzlaşma olamayacağını şu şekilde örneklendirir.
“Nefis üç köşeli dikendir ne çeşit koysan sana batar. Ondan kurtulmana imkan mı var?
Heva ve hevesi terk etme ateşini vur şu dikene.” [26]
“Senin nefsinde bir ejderhadır. O ne zaman öldü ki: Dertten, eline fırsat düşmediğinden dondu yoksa!
Firavunun eline geçenler onunda eline geçse neler yapmaz?” [27]
“Ejderhayı ayrılık karı içinde tut. Sakın onu ırak güneşinin altına getirme.
Ejderhan donmuş bir haldeyken selamettesin fakat kurtuldu, kendine geldi mi ona lokma olursun.
Onu mat et de mat olmaktan emin ol. Ona pek acıma, o iyilik edilecek kişi değildir.
Ercesine onu savaşa çek babayiğitçe onunla vuruş. Allah sana vuslatıyla karşılık versin.
Sen ona zahmet, eziyet vermeden, uslu, rahat ve vefakar bir halde tutmayı mı umuyorsun?” [28]
İnsanın istekler yumağı olduğunu söyleyebiliriz. İnsan bu haliyle eline imkan geçince bu isteklerini gerçekleştirme peşine düşer. Tarihe mal olmuş Firavun bunun en bariz örneğidir. O elindeki bütün saltanat ve imkanı kendi nefsinin yani isteklerinin gerçekleştirilmesi amacıyla kullanmayı istemiştir. Bunun ise ne vahim insanlık dramları meydana getirdiği bilinene bir gerçektir. Ancak bu, Firavuna ait özel bir durum olmayıp insan olan herkesin düşebileceği bir durumdur. Çünkü Firavunun sahip olduğu istekler heva ve heves yaratılış icabı her insanda mevcuttur. Fakat Firavunun elindeki imkanlar her insanda bulunmadığı için bu kötü istekleri yerine getirme imkanı bulamazlar. Bu kötülükleri yapamamak, kötü isteklerin olmadığı anlamına gelmez. İnsan bu yüzden hiçbir kimseyi hor hakir görmemeli ve kendisinin de bu kötülükleri yapabilecek bir nefse sahip olduğunu hatırından çıkarmamalıdır. Yine insan nefsinin usluluğuna aldanmamalıdır. Çünkü nefis tabiatı icabı isyankardır. O seni gafil yakalamak için uslu gibi davranmaktadır.


[1] Mütercim, Asım, Kamus Tercemesi, c.2, s. 1031.
[2] Cebecioğlu, Ethem, Tasavvuf Terimleri ve Deyimleri Sözlüğü, Rehber Yay. Ankara 2000, s.545; Ünal, Ali, Kuran’da Temel Kavramlar, Beyan Yay. İstanbul, 1986, s.226.
[3] Taha/41;Ali İmran/28; Enam/12,54; Maide/116.
[4] Fecr/27; Enam/93.
[5] Araf/205.
[6] Enbiya/64; Ali İmran/185.
[7] Bakara/286; Yunus/23, 64.
[8] Yusuf/53,18.
[9] Bakara/48; Müddessir/38.
[10] Tevbe/128; Şura/11.
[11] Yardım, Ali, Mesnevi Hadisleri, Kayseri, 1970, basılmamış doktora tezi, s. 137
[12] Mevlana, Mesnevi, c. 5, s. 173
[13] Aynı yer.
[14] Mevlana, Mesnevi, c. 4, s. 268.
[15] Mevlana, Mesnevi, c. 6, s. 387.
[16] Mevlana, Mesnevi, c. 3, s. 332.
[17] Aynı yer.
[18] Mevlana, Mesnevi, c. 2, s. 146.
[19] Mevlana, Mesnevi, c. 2, ss. 55-6.
[20] Aynı yer.
[21] Mevlana, Mesnevi, c. 1, s. 129.
[22] Mevlana, Mesnevi, c. 1, s. 129.
[23] Mevlana, Mesnevi, c. 2, s. 174.
[24] Mevlana, Mesnevi, c. 2, s. 174.
[25] Mevlana, Mesnevi, c. 1, s. 231.
[26] Mevlana, Mesnevi, c. 3, s. 30.
[27] Aynı eser, s. 84.
[28] Aynı eser, s. 85.
 
Üst Alt