Ezan oldum dinmedim, bayrak oldum inmedim, şehit oldum ölmedim. Adım Müslüman soyadım Türk benim...
  • ULVİ HOCAM NURKUL HOCAM 2200 GÜN 6 YIL OLDU LÜTFEN GELİN SİZİ ÇOK ÖZLEDİK.. İlimyuvası Yönetim İletişim ilimyuvasi.com@gmail.com

MEVLANA CELALALEDDİN RUMİ Düşüncesinde Bazı Tasavvufi Kavramlar 2.(DÜNYA)

DÜNYA

Arapça’da, alçak, yakın gibi manalara gelen dünya, üzerinde yaşadığımız gezegenin adıdır.[29]
Dünya Kuran-ı Kerim’de 114 yerde geçmektedir. Hemen hepsinde üzerinde yaşadığımız ahiret yurdunun zıddı olan dünya kastedilir.[30]
Tasavvufta dünya çeşitli şekillerde tanımlanmıştır: 1- Seni Allah’tan alıkoyan her şey 2-İmtihan yeri 3- Ahiretin tarlası 4- Geçici fani alem.[31]
İmam Gazali dünyayı, insanlara süslü ve güzel görünerek, onları kendine çeken ve Allah’a kavuşmaktan men eden çirkin bir şey olarak tarif eder.[32]
Hz. Mevlana dünya hayatının mahiyetinin bir andan ibaret olduğunu şu hadisten istidlal etmiştir.
“Şu halde sen her göz açıp kapamada ölüyor, diriliyorsun. Mustafa (s.) “Dünya bir andan ibarettir.” buyurdu. [33]
Her nefeste dünya yenilenir. Fakat biz, dünyayı öylece durur gördüğümüzden bu yenilemeden haberdar değiliz.
Elinde hızlı hızlı oynattığın ucu ateşli bir sopa nasıl upuzun ve tek bir ateş hattı gibi görünürse ömür de pek çabuk akıp geçtiğinden daimi bir şekilde görünür.” [34]
“Bu ömrün uzunluğu da Allah’ın yeniden yeniye ve süratle halk etmesi, ömrü öyle uzun ve daimi gösterir.” [35]
Dünya hayatı fanidir, geçicidir. Bu husus herkes tarafından bilinen bir gerçektir. Fakat aslında bugünkü gelişmiş fiziğin de ortaya koyduğu gibi varlık bir an var olmakta bir an yok olmaktadır. Yani fanilik o kadar yoğundur ki kainat bir anda fanilik bir anda varlık alanına sıçrayıp durmaktadır. Hz. Mevlana bu hususa dikkat çekerek dünyaya kapılmanın ne kadar anlamsız bir şey olduğunu izah etmek ister.
Hz. Mevlana kainatın yaratılış sebebi konusunda ise şu hadislere dayanır.
“Peygamber: “Allah: “Alemi yaratmadan maksadım ihsan etmekti. Yarattım ki benden bir fayda görsünler, balıma parmaklarımı bansınlar. Ben bir fayda göreyim, çıplak adamdan bir libas elde edeyim diye yaratmadım” dedi” buyurdu. [36]
Alemi lütfetmek için yarattı, zerrelere onun güneşi riayetlerde bulundu.” [37]
“Ben gizli bir hazine idim bilinmeyi sevdim.” [38]
“Deniz coşup kükredi mi, kükreyişi köpük halinde görünür; Köpürüşü, “Bilinmeyi diledim, sevdim de halkı yarattım” sırrını meydana getirir.” [39]
“Ululandıkça ululansın Allah buyurdu ki: “Ben bir gizli defineydim; derken bilinmeyi sevdim; beni tanımalarını diledim.” [40]
Bu hadisi şeriflerde dünyanın yaratılma amacı, Allah’ın ihsan etmek ve tanınmak istemesi olarak ifade edilmiştir.
Hz. Mevlana şu hadisi şeriften dolayı dünyanın ahiretin tarlası olduğu fikrine sahiptir.
“Dünya ahiretin tarlasıdır.” [41]
Bu dünya hasatı ahirette yapılacak bir tarladır. İnsanlar bu dünyada iken yaptıkları işlerden ahirette hesaba çekilecek ve bu hesap neticesinde de ödül yada ceza ile karşı karşıya kalacaklardır. İslam’ın temel inanç esaslarından birisi olan Ahirete iman olarak da isimlendirebileceğimiz bu inancın insanların dünya hayatını kurarlarken hesap verme sorumluluğu içinde hareket etmelerini sağlaması açısından çok işlevseldir. Eğer ahiret inancı olmasaydı insanlar her istedikleri şeyi istedikleri biçimde yapma gibi bir lakaytlığa düşebilirlerdi.
Dünya hayatının bir rüyadan ibaret olduğu fikri ise şu hadise dayanmaktadır.
“Suretle kaim olan bu cihan hakkında Hz. Peygamber (s.), “Uyuyanın gördüğü bir rüya” dedi.”[42]
“Bu alem bir rüyadır. Zanna kapılma sen. Rüyada bir el kesilse bile zararı yok.
Sen gündüzün de uykudasın.
Ey yiğit bil ki uykun da uyanıklığın da uyuyan adamın rüya içinde rüya görmesine benzer.
Bu adam kendisini uyumuyorum sanır. Ama bilmez ki ikinci uykudadır. İki kat uyku içindedir.” [43]
Hz. Mevlana, ahirete nispetle dünyanın durumunu anlatmak için bu benzetmeyi yapmıştır. Hadisi şerif de zaten bu dünyanın bir rüya kadar kısa ve geçici olduğunu ferman buyurmaktadır. Rüyada elde edilen menfaatler ne kadar fani ise başa gelen sıkıntılar ne kadar geçici ise bu dünyanın hükmü de öyledir.
“Dünya, halkı büyü yaparak kuyuya atmıştır da Hz. Peygamber onun için dünyaya “büyücü” demiştir.” [44]
Hz. Mevlana, “Azizim sakın şu geçici dünyanın kara işli sevdası, karalığı, şu buğday gösterip arpa satan bu kara yüzüne ak boya çalmış olan, kendisini genç gösteren şu yalancı, şu düzenci kart dünyanın sevgisi, onun kötü, kara rengi huy olmasın sana; sakın ha; sonra Allah aynasına düşman kesilirsin; Yarasalık, güneşe düşmanlık huyu pekişir sende, güneşe düşman olursun sonra. [45]diyerek bu hadisi şerifi izah etmektedir.
Ona göre dünya insanları süsüyle aldatan ve onları tuzağına çeken bir büyücüdür. Dünyanın süsü onda bulunan insanın hoşuna giden şeylerdir. Dünyada var olan her şey insan için yaratılmıştır. dünyanın süsü de insan için yaratılmış ve insan da doğal olarak bu dünyadan ve içindekilerden faydalanacaktır. Burada sorun olan husus, insanın bu dünyanın süsüne ve alayişine aldanarak kendini tamamen bu dünyaya kaptırması ve burada var oluş sebebini unutmasıdır. Bu dünyaya insan imtihan için geçici bir süre gönderilmiştir. Yaratılışının anlamı budur. Bir insan daimî ikametgahı zannederek bu dünyaya kapılırsa ölüm günü acı bir gerçekle yani bu dünyanın faniliği ile karşılaştığında hüsrana uğrayacaktır.
Yine Hz. Mevlana dünya mülkünün değersizliğini şu hadisle delillendirmiştir.
“Mustafa (s.)’in Mekke’yi ve diğer yerleri fethetmek istemesi dünya mülkünü sevdiğinden değildi. Allah emriyleydi. Çünkü “Cifedir.” buyurmuştur. [46]
Hz. Mevlana, Hz. Peygamberimizin savaşlarının gayesinin Allah’ın emrine uymak olduğunu, bütün bu işleri dünya mülkünü sevdiğinden, önem verdiğinden değil emre itaatin bir gereği olarak yaptığını ifade etmek için bu hadisi nakletmiştir.
Dünyaya cîfe gözüyle bakan bir Peygamber, nasıl olur da onun için, onu elde etmek için savaşır?
“O öyle bir kişiydi ki, imtihan günü (yani miraçta) yedi göğün hazinesine karşı hem gözünü yumdu hem de gönlünü kapadı.
Onu görmek için yedi kat gök uçtan uca huriler ve meleklerle dolmuştur.
Hepsi kendilerini onun için bezemişti. Fakat onda sevgiliye aşktan, sevgiliye meyil ve muhabbetten başka bir heva ve heves nerede ki?”[47]
“Allah’ın insanın gözüne çektiği o sürmedir ki can, yüzlerce perdenin ardındaki doğru yolu görür.
Kainatın ulusunun gözü, sonu görmeyle eş olmuştu. O yüzden cihanı leş gördü.” [48]
“Onun için Mustafa (s.): “Dünya bir leştir. Onu isteyenler de köpeklerdir.” buyurmuştur.”[49]
“Leşe ölü olduğundan leş derler. Pis kokusundan ve murdarlığından değil. Ahirette dirilik olmasaydı o da leş olurdu.
Pak ruhun makamı illiyyîndir. Pislikte yurt edinense kurttur.
Kızlara cansız bebekleri oyuncak diye verirler. Çünkü onlar diri oyuncaktan bir şey anlamazlar ki.
Allah mahmuruna tertemiz şarap kadehi sunulur. Bu kör kuşlara ise şu kara ve tuzlu su.” [50]
Dünyanın Allah katında bir değeri olsaydı inanmayana bir damla su bile vermezdi. Bir damla suyu bırakın inanmayanlara bu dünyanın bütün kapıları sonuna kadar açılırda onları öbür alemden gafil bırakır. Bu dünya, ahirete layık olmayanlara verilen bir cansız bebektir ki kız çocukları avunsunlar ve ağlamasınlar. Erlere ise gerçek hayat va’d edilir.
Bu dünya ahirete göre cifedir çünkü ahirete nispetle ölüdür. Dünyanın kötü kokusu ve iğrençliğinden değil diri olmayışından dolayı leş denilmiştir.
Hz. Mevlana dünya malı ile ilgili olarak da şu fikirdedir:
“Dünya malı, Allah’ın gülümsemeleridir. Bizi bu suret sarhoş, mağrur ve perişan etmiştir. Nihayet tuzağını kurar seni tuzağa düşürür.” [51]
“Mal yılandır onda zehirler var. Halkın mal sahibini büyük sayması, ona secde etmesi ise ejderhadır adeta.” [52]
Hz. Mevlana mal ve mülkü eşeğin yarasana bağlanan ve yapışan beze, mal hırsını ise yaraya benzetir.
“Eşeğin yarasına bir bez bağlasan da o bez, yaraya yapışsa, sonra onu çekip çıkarmak istesen, eşek derhal
Acıdan çifte atmaya kalkışır. Ne mutlu o adama ki böyle bir işe girişmedi.
Hele eşeğin elli tane yarası olsa, her yarasının başında, yaraya yapışmış bir bez bulunsa artık var sen kıyas et.
Mal mülk bez gibidir, bu hırs ise yara. Kimin hırsı fazla ise yarası fazladır.” [53]
Hayır yolunda sarf edilen mala Hz. Mevlana’nın bir itirazı yoktur. Onun itirazı malın kişinin gönlüne girmesi ve ona perde olmasıdır. Bu konudaki fikrini şu hadise dayandırır:
“Din yolunda sarf etmek üzere kazandığın mala Hz. Peygamber (s.): “Ne güzel mal” demiştir.” [54]
“Suyun gemi içinde olması geminin helakidir. Gemi altındaki su ise gemiye, geminin yürümesine yardımcıdır.
Mal, mülk sevgisini gönülden sürüp çıkardığındandır ki Süleyman, ancak yoksul adını takındı.
“Dünya kazancı için çarelere başvurmak soğuk bir şeydir. Dünyayı terk etmek için çareler başvurmak ise caizdir, emredilmiştir.
Bu dünya zindandır. Bizde zindanda ki mahpuslarız. Zindanı del kendini kurtar.
Dünya nedir? Allah’tan gafil olmaktır. Kumaş, para, ölçüp tartarak, ticaret etmek ve kadın, dünya değildir.” [55]
“Altın ve mal gözü bağlayan, kulağı sağır eden büyücüdür.” [56]
Burada bir hususu ifade etmek gereklidir. Mutasavvıfların dünyaya karşı olan bu menfi tavırları, dünyadan el etek çekerek, başkalarına muhtaç olarak yaşamak, zillet ve meskenete duçar olmak anlamında değildir. Ancak dünyaya gönül verilmemeli, ölümü unutarak dünyaya sevdalanılmamalı, dünyayı ve içindekileri Allah’a kulluk yolunda birer vasıta kabul ederek bundan daha üst bir mevki vermemeli anlamındadır.

http://www.muhabbettefekkurleri.com/makaleler/mevlana-celaleddin-rumi%e2%80%99nin-dusuncesinde-bazi-tasavvufi-kavramlar.html#_ftnref1
[29] Mustafa, İbrahim, el-Mu’cem, s.299; Cebecioğlu, Tasavvuf Terimleri, s.229.
[30] Cebecioğlu, Hacı Bayram Veli, s.139.
[31] Cebecioğlu, Tasavvuf Terimleri, s. 229.
[32] Gazali, Kimya-yı Saadet, çev: Faruk Meyan, İstanbul, 1979, s.372.
[33] Mevlana, Mesnevi, c. 1 s. 92
[34] Aynı yer,
[35] Aynı eser, s. 98
[36] Mevlana, Mesnevi, c. 2, s. 202
[37] Aynı yer.
[38] Mevlana, Mesnevi, c. 4, s. 205.
[39] Mevlana, Mesnevi, c. 6, s. 58.
[40] Mecalis, s. 98.
[41] Aynı eser, s. 95.
[42] Mevlana, Mesnevi, c. 3, s. 141.
[43] Aynı yer.
[44] Mevlana, Mesnevi, c. 4, s.256.
[45] Mecalis, s. 22.
[46] Mevlana, Mesnevi, c. 1, s. 314.
[47] Mevlana, Mesnevi, c. 1, ss. 314-5.
[48] Mevlana, Mesnevi, c. 6, s. 274-5.
[49] Mevlana, Mesnevi, c. 5, s. 292.
[50] Aynı eser, s. 293.
[51] Mevlana, Mesnevi, c. 1, s. 244.
[52] Mevlana, Mesnevi, c. 3, s. 62.
[53] Mevlana, Mesnevi, c. 5, s. 95.
[54] Mevlana, Mesnevi, c. 1, s. 79.
[55] Aynı yer.
[56] Mecalis, s. 29.
 
Üst Alt